Ferahlatan düşünceler

Koskoca iki hafta geçti… Biraz tatil yapmaya çalıştım.Ama ne tatil!!! Elimde laptop (müştemiatıyla birlikte bayağı ağırmış) , tatil yörelerinde biraz gezdim. Aslında hoş oluyor bu geziler. Yazılarımı daha önce okuyanlar bilirler, geçen aylarda Ankara, İzmir, Konya derken bu ay da internet hakkında insanları bilgilendimek adına Antalya’ya gittik. Daha önce de bahsetmiştim, bu faaliyetler Türkiye’nin belki de en geniş sanal organizasyonu sitebuilders bünyesi altında yapılıyor…
Neyse ki bu sefer hepimiz hazırlıklıydık, tişört ve şortlarımızla ferah ferah anlattık, web tasarımını, interneti.. Hala sorular gelmeye devam ediyor…Antalya’daki dostlarımıza teşekkür ederim.. Tabii sitebuilders adına..
Biz iki kafadar (birisi ben, birisi iki canavar babası Cavit Önen), ver elini Kaş’a. Kendisine web sitesi yaptırmak isteyen motel sahibi bir dostumuza yardımcı olmak için gittik oralara. Gerçekten çok sakin ve hoş bir tatil beldemiz Kaş. Tavsiye ederiz.. Bu arada motellerden devamlı mailler alıyorum, resimler, fiyat listeleri yolluyorlar. Internet üzerinden bu tip bir pazarlama gerçekten çok hoş.. Hem herkesi haberdar ediyorlar hem de bizim açımızdan tatil anında nereye gitsek endişesini azaltıyorlar.
Daha sonra Marmaris’e geçtim. Aslında turizm açısından Marmaris Turunç bu sene bayağı dolu. Yalnız koca beldede internete bağlanılacak tek bir bilgisayar olması beni biraz üzdü aslında. Bu tip yörelerde yabancı turist sayısını arttırmak için yapılacak en başarılı faaliyet internet café’lerin sayılarını arttırmak gibi geliyor bana. Gördüğüm kadarıyla gelen turistler, arkada bıraktıkaları dostları ile internet üzerinden haberleşmeyi tercih ediyorlar.
Dilerim turizm ile uğraşan şirketler interneti ciddiye alırlar. Hatırlarsınız daha önceleri İzmir Çeşme’de sırf internette tanıştığı arkadaşlarını ağırlamak için pansiyon açan bir bakkalın hikayesini anlatmıştım… Gerçek bir inanç ve başarı öyküsü idi.
Başarıdan bahsedilince, Turkcell’in NY borsasındaki başarısını umarım izliyorsunuzdur. İletişim lisansları devletten ilk alındığında gerçekten pahalı idi. Ama işte bir inancın yapabileceklerini ortada . Görebilmek hoş oluyor. Amerika’da bile insanlara şapka çıkartan hiselerden bahsediyoruz.. Herhalde “”iletişimin yeni dünyada ne kadar yaşamsal”” olduğunu anlamak için güzel bir örnek. Umarım hepimiz iletişime bu özeni göstermeye devam ederiz.
İki haftadır, hazırladığım bir dosya konusu yayınlandığı için size 5K yarışması hakkında bilgi veremedim. Yarışmanın zor olduğu yönünde çok fazla mesaj aldığım için 5K’yı 25K ya çıkarma kararı aldım. Yine bana mail ile yollayabilirsiniz. Yine iki hafta süreniz var ve kazanan bir adet 15″” Nec monitör alacak. Şu ana kadar bu yarışmaya web sayfası gönderen arkadaşlarım üzülmesin onların yaptıkları da bu yarışmaya biraz avantajlı olarak girecek. Biliyorum havalar sıcak ama hepinizden çok güzel ve yaratıcı fikirler çıkacağından eminim. Artik fareyi değil klavyeyi kullanalım biraz beyler, bayanlar.
NETleşmek üzere.

Protestoss

Medya olarak internet çok komik objelerin uçtuğu bir mekan. Geçen gün bu medyayı kullanarak bir arkadaşım çok sevdiği bir karikatürü bana mailledi. Aslında karikatür denilmesine rağmen “”hiç de komik değildi.”” Bunu tabii ona söyleyemedim. Hepiniz merak ettiniz şimdi değil mi? Karikatür de bir çocuk elinde küçük bir tüy testere, koca koca ağaçları yıkmış. Ağaçların üzerinde yahoo, amazon filan yazıyor. İşte böyle fiziksel sistemler ne kadar kuvetli olursa olsun web de genç bir çocuk elindeki modası geçmiş bir bilgisayarla bütün bu sistemleri yok edebilir. Bu aslında beklenmesi gereken bir olaydır. Yanlış anlamayın bu benim, bu tip faaliyetleri desteklediğim anlamına gelmesin. Zarar vermek, hele hele büyük kütlelere zarar vermek kabul edilebilir hareketler değildir.
En son geçen gün ÖSS sınavından bir önceki gece, ortalık birbirine girdi. Nedeni bir web sayfasıydı. Bu sayfada, ÖSS sorularının internet üzerinden formu dolduran herkese ulaştıracağı yolunda bir yazı vardı. Belli ki bu işi çok genç çocuklar tezgahlamışlardı. Arkadaşlarının düştükleri duruma belki de gülüyorlardı. İşin bu kısmı aslında çok üzücü. . Aslında ne yalan söyleyeyim yetkililerin bir tip bir durum karşısında bu kadar aciz kalması çok hoşuma gitti. Yıllardır bakın yeni bir jenerasyon gümbür gümbür geliyor diyordum. Artık geldi hadi bakalım uğraşın. Peki iktidar şu an sizin elinizde ya bu gücü de kaybettiğinizde ne olacak? Bence en kısa zamanda bu yasaklayıcı, muhafazakar tavırlarınızı bırakında şu teknolojinin getirdiklerini öğrenip mantığına alışmaya başlayın yoksa kocaman bir çınar gibi devrilirsiniz.
Lakin, bu birkaç gencin information war, bunun çalışma sistemi ve ne etkin bir silah olduğu konusunda bilgileri yoktu. Eğer yakalanırlarsa kamu kaynaklarını kötü amaçlarla kullanmak yüzünden hüküm giyeceklerini de muhtemelen bilmiyorlar. Ama ne mutlu ki bu gençleri siz internet yöntemleri ile hiçbir zaman yakalayamayacaksınız. Neden mi? Çünkü yapılandırmayı bu tip bir deşifeye yönelik değil yasaklamaya yönelik kurmaya çalıştınız. Halbuki sistemi o kadar net kurup bu insanları o kadar kolay yakalayabilirdiniz ki!
Lakin kimsenin işini doğru dürüst yapmadığı bir ülkede bu konuda bilgiyi kimden alacaktınız. İnternet Üst Kurulundan mı? Hayır, onlar şu an bir vakıf kurmayla uğraşıyorlar. Neden mi? Üst Kurulların elinden para geçmiyor, parayla oynayamıyorlarmış. İnternet Üst Kurulundan bu bilgiyi alamazsınız neden mi? Çünkü bu kurul Özgit hocaya kızgın olduğu için domain işini kontrol etmeye karar verdi. Peki biz yıllardır şu domain işini yanlış yapıyoruz dediğimizde bu insanlar neredeydi? O zaman iyi dostlardı.
O şartlarda olsaydı belki hiçbirimiz bu konuyu dikkate almayacaktık. Aslında bu yazıya ilk başladığımda da amacım bu tip bir durumda sistemin kendini koruyup, sorumluların ortaya çıkması için nasıl bir yapılanma içine girmesi gerektiğini yazmaktı. Ama bu yetkililere dert olmuyorsa niye ben kendi jenerasyonumun silahını sabote edeyim.Eğer merak eden varsa bu teknolojiyi araştırsın bulsun, bulamıyorsa bir bilene sorsun.
NETleşmek üzere…
Medya olarak internet çok komik objelerin uçtuğu bir mekan. Geçen gün bu medyayı kullanarak bir arkadaşım çok sevdiği bir karikatürü bana mailledi. Aslında karikatür denilmesine rağmen “”hiç de komik değildi.”” Bunu tabii ona söyleyemedim. Hepiniz merak ettiniz şimdi değil mi? Karikatür de bir çocuk elinde küçük bir tüy testere, koca koca ağaçları yıkmış. Ağaçların üzerinde yahoo, amazon filan yazıyor. İşte böyle fiziksel sistemler ne kadar kuvetli olursa olsun web de genç bir çocuk elindeki modası geçmiş bir bilgisayarla bütün bu sistemleri yok edebilir. Bu aslında beklenmesi gereken bir olaydır. Yanlış anlamayın bu benim, bu tip faaliyetleri desteklediğim anlamına gelmesin. Zarar vermek, hele hele büyük kütlelere zarar vermek kabul edilebilir hareketler değildir.
En son geçen gün ÖSS sınavından bir önceki gece, ortalık birbirine girdi. Nedeni bir web sayfasıydı. Bu sayfada, ÖSS sorularının internet üzerinden formu dolduran herkese ulaştıracağı yolunda bir yazı vardı. Belli ki bu işi çok genç çocuklar tezgahlamışlardı. Arkadaşlarının düştükleri duruma belki de gülüyorlardı. İşin bu kısmı aslında çok üzücü. . Aslında ne yalan söyleyeyim yetkililerin bir tip bir durum karşısında bu kadar aciz kalması çok hoşuma gitti. Yıllardır bakın yeni bir jenerasyon gümbür gümbür geliyor diyordum. Artık geldi hadi bakalım uğraşın. Peki iktidar şu an sizin elinizde ya bu gücü de kaybettiğinizde ne olacak? Bence en kısa zamanda bu yasaklayıcı, muhafazakar tavırlarınızı bırakında şu teknolojinin getirdiklerini öğrenip mantığına alışmaya başlayın yoksa kocaman bir çınar gibi devrilirsiniz.
Lakin, bu birkaç gencin information war, bunun çalışma sistemi ve ne etkin bir silah olduğu konusunda bilgileri yoktu. Eğer yakalanırlarsa kamu kaynaklarını kötü amaçlarla kullanmak yüzünden hüküm giyeceklerini de muhtemelen bilmiyorlar. Ama ne mutlu ki bu gençleri siz internet yöntemleri ile hiçbir zaman yakalayamayacaksınız. Neden mi? Çünkü yapılandırmayı bu tip bir deşifeye yönelik değil yasaklamaya yönelik kurmaya çalıştınız. Halbuki sistemi o kadar net kurup bu insanları o kadar kolay yakalayabilirdiniz ki!
Lakin kimsenin işini doğru dürüst yapmadığı bir ülkede bu konuda bilgiyi kimden alacaktınız. İnternet Üst Kurulundan mı? Hayır, onlar şu an bir vakıf kurmayla uğraşıyorlar. Neden mi? Üst Kurulların elinden para geçmiyor, parayla oynayamıyorlarmış. İnternet Üst Kurulundan bu bilgiyi alamazsınız neden mi? Çünkü bu kurul Özgit hocaya kızgın olduğu için domain işini kontrol etmeye karar verdi. Peki biz yıllardır şu domain işini yanlış yapıyoruz dediğimizde bu insanlar neredeydi? O zaman iyi dostlardı.
O şartlarda olsaydı belki hiçbirimiz bu konuyu dikkate almayacaktık. Aslında bu yazıya ilk başladığımda da amacım bu tip bir durumda sistemin kendini koruyup, sorumluların ortaya çıkması için nasıl bir yapılanma içine girmesi gerektiğini yazmaktı. Ama bu yetkililere dert olmuyorsa niye ben kendi jenerasyonumun silahını sabote edeyim.Eğer merak eden varsa bu teknolojiyi araştırsın bulsun, bulamıyorsa bir bilene sorsun.
NETleşmek üzere…

5K

Çağımız iletişim çağı. Bu malum cümleyi duyunca tepkinizin ne olduğunu görür gibiyim. İşte tam da bu duyguyu yakalamak için bu cümle ile başaladım yazıma. Sizden ricam bu duyguyu içinizde saklı tutun çünkü bu yazıyı okurken ve okudukdan sonra bu duyguya ihtiyacınız olacak.
Her hafta size ne kadar hızlı ilerlememiz gerektiği ve bu ilerlemeye ne kadar hızlı uyum sağlamamız gerektiğinden bahsediyorum. Bu artık benim için monoton bir gidiş halini aldı. Dünya’da işte aynen bu sorunla uğraşıyor şu aralar. Endüstri devrimi hepimizi o kadar tekdüze ve kalıplı hale getirdiki yaratııcı fikirlerimiz yok oldu. Yaratıcı güce sahip insanlar ise bu devrimin çarkları arasında tuzla buz olup eriyip gitti. Hepimiz özel yaşamını bile, bir mavi yakalının monoton iş hayatı gibi yaşıyoruz. Bu bizi buraya kadar getiren “”sistem”” isimli mekanizmanın bir getirisi. (Bu sistem kelimesini tırnak içinde yazmam, benim düşünce yapımın içinde böyle bir şey olmamasından kaynaklanıyor.)
Peki internet ile gelen yenilikler bize neyi verdi. Evet, bir düzen ve sistem vardı, ama bunun dışında daha yaratıcı şeyler yapılabilir ve bu yapılanlar sisteme ters düşmeyebilirdi. Bu nedenle dünyada internet mucizesine inanan her insan, etraftan gelebilecek bu zeka ve yaratıcılık kıvılcımlarına kapılarını açtı. Çünkü kuralları ve yaşam tarzıyla yeni bu platform üzerinde durabilmek bu duygulara bağlıydı.
İnternet mucuzesine inanan biri olarak ben de bu çorbada bir tuzum olsun istedim. Okuyucularıma, okulların da kapanmaya başladığı şu günlerde bir sürpriz yapayım istedim. Bu amaçla bir ufak bilgi ve tasarım yarışması tertipledim. İsterseniz sizi biraz daha heyecanlandırmak için öncelikle bu yarışmanın hediyesinden bahsedeyim. Hediyemiz 15 inç bir monitör. Flat square ve gerçek 15 inç nir NEC monitör. Şimdi gelelim bu bilgi yarışmasının kurallarına. Sizden içeriği ve bu içeriğe bağlı olana görsel malzemeleri ve objeleri ile tamamı 5K gelen bir sayfa yapmanızı istiyorum.Ama dikkat edin tam 5K olması lazım daha fazla olan hiçbir sayfa yarışmaya katılamayacaktır. Bunu winzip veya .zip dosyası çıkaran herhangi bir programla sıkıştırıp atif.unaldi@mecramax.com adresine e-maillemenizi istiyorum. E-mailinizin içine adınızı, adresinizi ve telefon numaranızı, varsa icq numaranızı da yazmayı unutmayın.
Katılım şartları konusunda, hiçbir kuralımız yok. Netizen olmanız yeter. İnternet’I sevmeniz ve biraz düşünmeniz, biraz da çarpıcı bir fikre sahip olmanız yeter. İşte tam bu noktada yazının en başındaki cümleyi okuduğunuzda hissettiğiniz duyguyu hatırlamanızı istiyorum. Yaptığınız sayfanı o duyguyu yaratmamasına dikkat edin.
Şimdi de isterseniz gelelim değerlendirme yöntemine. Çok güzel bir buluş dediğimiz herşey olabilir. İçinde şiir olan güzel düzenlenmiş sadece text içeren bir sayfa bile olabilir. Herşey ve herkes kabulümüz. Hatta birden fazla sayfa ile de bu yarışmaya katılabilirsiniz. Tek bir arzumuz var, “”off yine mi bundan…”” dedirtmemesi.
Kazananı 2 hafta sonra yine bu sayfalardan ilan edeceğiz. Hediyenizi ise bu yarışmada bize monitörü sağlayan Genpa COM aracılığı ile size ulaştıracağız. Bize yardımlarından dolayı onlara da teşekkür ederim.
Unutmayın bu sadece bir fikir jimnastiği ve ileride bu konuda organize edeceğimiz gerçek bir yarışmanın ön hazırlığı. Umarım hepimizi mutlu edecek tasarımlarla karşılaşırız…Bu arada tasarım ile ilgili her türlü sorununuzu konuşmak için benimle bağlantı kurabilirsiniz.. uin: 3886866
NETleşmek üzere…
Haftanın Sözü: Love Thee Gerçek bir aşk sözü. (Yazarın notu: İLKE’siz aşk olmuyor.)
Haftanın Şarkısı: Frank Valli & The 4 Season , You are just too good to be true.

Real Monsters

Adı: Ekim
Soyadı: Önen
Nick: Canavar (daha sanal ortamlarda kullanmadı)
Nick babası: Atıf Ünaldı
Yaşı: 3 (Kendisi 4 olduğunu ısrarla söylüyor)
Görevi: 3 yaşındaki bir çocuğun yapması gereken herşey. Koltuklardan atlamaktan, evin en ücra köşelerini karıştırmaya kadar bir çocuğun yapması gereken herşey.
Bu göreve seçilmesinin sebebi:
Siemens sistem sorumlularından Engin Çetinkaya (arkadaşımız) birgün, Cavit’lere gider (Canavar’ın canavar babası) . Evde oturulurken, uzun zamandır ilgi göstermediği için, canavar ile oynamak ister.
Ne oynayalım, nasıl oynayalım derken. Canavardan bir fikir çıkar. Korsan oyunu oynanacaktır. Engin (akıllı ya!!) hemen tek gözünü kapatır ve haykırır:
– Tamam ben korsan oldum, getir bakalım kılıçları.
Canavar acıma duygusu ile Engin’e bakar. Konuşmaz, kilitlenir. Bu büyükler ne yapmak istiyor gibi Engin’e son birkez bakar. Arkasını döner, sakince yürür. Masanın yanına gelir. Hala suratında bir üzüntü vardır. Sandalyeye çıkar, sonra masaya. Bilgisayarın power tuşuna basar. Öğretmek isteyen bir üniversite hocası tavrıyla Engin’e seslenir:
– Buraya gel!!
Engin’in şaşkın şaşkın bakar. Tıpkı kendisini avlamak üzere pusu kuran kaplanı farkeden bir ceylan gibi korkulu ve ümitsiz bakmaktadır. Eli hala tek gözünü kapatmaktadır. Derin bir nefes alır ve bilgisayar ekranına yönelir. Canavar Engin’in geldiğini farkedince, mağrur bir tavırla “”Bak bu korsan oyunu”” der. Ekranda mouse ile oyun ikonunu göstermektedir.Çift tıklar, oyun açılmıştır. Engin suratındaki şaşkın ifadeyi silmeye çalışır. Yıllarca kendisinden büyüklere bilgisayar teknolojileri ve kullanımını anlatırken, karşısında gördüğü o şaşkın ifade artık kendi yüzündedir. Engin yaşlanıyormuyuz diye düşünür. Bu arada canavar açılan oyunda karşısına gelen soruya “”Bak bu soruya yes diye cevap vereceğiz. Y ye basmamız lazım”” der. Engin (yaşlı adam) yorulmuştur. Üzülmüştür.
Zira bir gece önce, işin arasında sıkılıp iki kafadar bu oyunu çözmeye çalışmışlardır. Fakat bir fıçının ne altından ne de üstünden geçememiş, geçemedikleri bu kısımda oyunu bırakmak zorunda kalmışlardır. Engin bunu hatırlayınca. “”Canavar filan ama burada takılacaktır nasıl olsa, bekle olum kazanan sen olacaksın?”” diye düşünür. Fakat canavar beklenenin aksine, fıçının yanına gelince hiç şüphe etmeden fıçıyı tutar kaldırır ve kenara atar. Engin artık ne yapacağını bilemekte, kekelemektedir konuşmakta zorluk çekmektedir.
İşte böyle dostlar. Bu yeni oluşan kültürü 3 yaşındaki bir çocuk, bizden daha iyi anlıyor. Artık genç olmamıza rağmen biz bile kendimizi geliştirmemiz lazım. Yoksa opera önünde smokin giyen kokoreççinin korktuğu başımıza gelir. Toplum bizi dışlar.
Netleşmek üzere…

Haftanın lafı: btw..Oscar is not a frog. Phrozen Crew…

I Love You All.

Biriden başladı bu I LOVE YOU problemi. Tabii ister istemez hepimizi etkisi altına aldı. Beni de farklı bir şekilde etkildi. Kurtulmanın yollarını anlatan yüzlerce mesaj aldım. Hatta bazıları daha da ileri gidip, bilgisayarınız bundan zarar görürse nasıl kurtulunacağından, yeni versiyonlarının isimlerine kadar herşeyi içeriyor. Dayanışma gerçekten çok güzel birşey. İnternette bunu yaşamak beni çok mutlu ediyor.
Geçen hafta tek gündem I LOVE YOU değildi başka neler neler vardı? Microsoft SQL 2000’i piyasaya sürdü. Bu ürünü diğer SQL’lerden ayırıyor olmaları bence çok doğru. Tamamen yeni bir ürün çıkmış kadar yenilik var. Bu konuda bilgiyi web sitesinden almanızı, özellikle uygulama geliştiricilere tavsiye ederim. Bu toplantı sırasında yazılım geliştiricilerin kurduğu sanal topluluğun yeniden şekillendiğini öğrendim ve çok sevindim. Türkiye’nin başarılı yazılımcılara çok ihtiyacı var. Bari bu teknolojiyi bir yerlerinden yakalayalım. Bu konuda daha geniş bilgiyi http://www.yazgelistir.com adresinden alabilirsiniz.
Yine geçen hafta, bir toplantımdan sonra Türkiye’nin en ciddi spider (arama makinelerine link getiren programa verilen genel isim) programlarından birine sahip ibis’den (www.ibis.com.tr) Güniz ve Öykü ile karşılaştım. Hemen ibisi sorgulamaya başladım tabii. Öykü bundan çok memnun oldu. Bu beni Öykü gibi ne yaptığını bilen birisi için farklı bir iş değildi ama benim için şaşkınlık derecesinde ilginçdi. Çünkü Türkiye’de bazı insanlar birşeyler yapıp, sonra ne yaptıklarını bile bilmeyecek durumda oluyorlar. Buna en güzel örnek, yine büyük gazetelerimizin birinin internet ekinde geçen hafta karşıma çıktı. Yazarımız browser ile arama motorunu aynı şey sandığı için internet tarihini anlatırken Netscape’in dünyanın ilk arama motorunu çıkardığını yazmış. Başlığı okuyunca önce şaşırdım içimden “”vaybe artık internette benim bile yetişemediğim gelişmeler oluyor dedim. Ama sonra çok güldüm.””
Dönem bilgi dönemi, ve daha da önemlisi bilgiye ulaşmak değil analiz edip, biçimlendirebilmek önem kazanıyor. Biz net jenerasyonu hergün gerekli gereksiz binlerce mesaja maruz kalıyoruz. Yaşamak için iyi bir filtreleme yapısına sahip olmamız gerekiyor. Bunu unutmamak lazım. Bu arada yolladığımız mesajların da bu mesaj trafiği içinde dikkat çekebilmesi için, doğru anlaşılır basit ama ilginç olması artık bir gereklilik hali aldı. Aslında bu gelişmeler hepimizin günlük yaşamasına neden oluyor. Geleceğe plan yapmayı unutur hale geldik. Günlük yaşam tarzını özel hayatlarımıza da taşımış olmamaız beni çok üzüyor. Umarım bu yanlış kültürden kurtulur ve hayatı bir bütün olarak görmeye devam ederiz.
Pazartesi akşamı yazımı okuyanların mesajlarınız çiselemeye başladı. ( Aslında normal bir insana göre bu mesaj sayısı fazla olabilir ama benim için sadece çiseledi diyorum.. Çünkü sizden çok mesaj bekliyorum..) Anladığım kadarıyla en büyük sorunumuz kendi bilgisayarımızla. Bu noktada yeni başlayan köşemizin yanı sıra internet ortamında da sorunlarınız çözmek gibi bir projemiz var. (Benden duymuş olmayın)..
Netleşmek üzere…

Pikachu

Bir Pokemon çılgınlığıdır gidiyor. Nereye dönseniz bir Pokemon fanatiğinin saldırısına uğruyorsunuz. Her nekadar genç kızlığa adım atan güzel kardeşim, bu çocuklara biraz sinirle bakıyor olsa da, bu gidişin benim için anlamı çok farklı.
Geçen ay içinde bir iş toplantısı için, çok değerli iş ortağım Selim Bey, sevgili eşi ve çocukları ile birlikte Ankara’ya gittik. Bu yolculuk sırasında 4 yaşındaki genç arkadaşım Pokemon konusunda bana çok hoş bir küçük seminer verdi. Her nekadar televizyondaki jenerikde 250 tane olduğu söylense de toplam 158 tane Pokemon olduğunu. Bunların kara, hava, su diye bölümlere ayrıldığını bu sayede öğrendim. 4 yaşındaki bir Pokmon fanatiğinin görev ve yaşama şekillleri ile birlikte bu 158 şirin yaratıktan 30 unu ezbere biliyor olması beni çok düşündürdü. Eminim bunu çoğunuz önemsemiyeceksiniz ama bizim jenerasyon hep eğitim sistemin ne kadar bozuk olduğu nakaratıyla büyüdü. Hatta sırf bu konu üzerine dersler yaptığımızı bile hatırlıyorum. Koca bir blok ders bu konuyu tartışırdık. Ben bundan nefret ederdim, sistemin bozukluğunu düzeltmek için alternatif sunamıyorsak ağlamanın, sızlanmanın bir işe yaramadığını düşünürdüm hep. Şimdi işte elimiz kalem tutmaya da başladı, zaten bu aralar online education konusuna da yoğunlaşmışım bir yazı döktüreyim dedim.
İsterseniz klasik eğitim sistemimiz ile Pokemon eğitiminin bağlantılarını biraz inceleyelim. Hep derler ya bu aldığımız eğitim ilerde bizim ne işimize yarayacak, işte Pokemon da aynen böyle. Hiç bir yararı yok, üstelik içi dolu bile olmayan bir obje. Anlatım basit, serüven yok, 158 kahraman var , ana anlatımın etrafında tonla gereksiz bilgi var. Yani Pokemon’u klasik eğitim sisteminde ders olarak okutsanız, üniversite öğrencileri bile anlamadığı gibi, bir yığın kavgaya ve mitinge de neden olur. Bu yapısıyla Pokemon hergün ağlanıp sızlanan, alternatifi ise kesinlikle bulunamayan eğitim sistemimizin ana malzemesi olacak kadar kötü.
Buna rağmen Pokemon 4 yaşında bir insanı esir alıp bütün mantığını şırıngalıyor. Peki bu nasıl oluyor?
Dünya reklam ve pazarlama konusunu o kadar önemser oldu ki, yeni jenerasyon iyi paketlenmiş herşeyi yutabilmek için aç kurtlar gibi bekliyor. Bu aslında bir yönden hoş görünmesine rağmen oldukça kötü birşey. Bu noktadan bakıldığında belli jenerasyonlara belli paketleme şekilleriyle ulaşmak çok kolay gibi görünüyor ama hala endüstri toplumu yapısından, basma kalıp insanlıktan da çıkamadığımız görülüyor.
Bir konunun akılda kalabilmesi için zihinde en az 20 dakika yer işgal etmesi lazım. Bu aynı çok beğendiğiniz bir şarkıyı devamlı tekrarlamaya başlamanız ve daha sonra unutma ihtimalinizin olmaması gibi… Pokemon o kadar çok çeşit ürün olarak insanların hayatına giriyor ki, unutmak mümkün değil. Geçen gün süpermarkette alışveriş yaparken önümde iki ebevyn yeni çıkan oyuncaklı bir sabun hakkında konuşuyorlardı. Kulak misafiri oldum. Konuşmaların en sonunda adam oyuncağı beğendiğini ümitsiz bir ifadeyle dile getirdi. “”Çok güzel ama Pokemon değil”” . Oyuncağı yerine koyup devam ettiler. Artık Pokemonlar hayatı öylesine işgal etmişlerki onsuz hiçbirşey kabul görmüyor. Dolaysıyla evinin heryanı Pokemn dolu olan bir çocuk bunu öğrenmekden kendini alamıyor.
Klasik eğitimin bu pazarlama stratejilerini kullanması neredeyse imkansız. Biz ise önce var olandan memnunsuz, sonra kaybedince kırgın ama mutsuz yaşayıp gidiyoruz. Gelecek yıl konusunda çok ümitliyim. Hepimizin etrafından bu kırgınlık gidecek. Büyük üniversitelerin hepsi online eğitim için yatırımlar yapıyor. Eğitimim çehresine bir mutluluk geleceğinden eminim. Bakalım hangi özel üniversite uzaktan eğitim konusunda başı çekecek ;-)))
NETleşmek üzere…

Netizen

Slm…

Hepinize gönül dolusu bir merhaba. Yıllardır çeşitli dergilerde köşe yazıları yazıyorum ama hiç bu kadar çok zorlanmamıştım. Cüneyt bey ile konuştuğumuz günden bu yana, ne yazsam ve nasıl yazsam düşüncesi içindeyim. En önemli sebeplerden biri amatör bir dergide yazmanın zorluğudur. Amatör kelimesi sakın yanlış anlaşılmasın aslında bu kelime fransızca amour kökünden gelmiştir ve yaptığı işe aşkla bağlı olmak anlamına gelir. Bu nedenle bu dergi de yazmakdan mutluluk ve heyecan duyuyorum. Umarım ilerki haftalarda bu duyguyu birlikte yaşar mutluluklarımızı, mutsuzluklarımızı, heyecanlarımızı birlikte paylaşırız. Bu başlangıç size bir internet yazarı için garip görünebilir. Size bunu daha sonra uzun uzun anlatacağım fakat bir başlangıç olarak şunu söylemek istiyorum: İnternet diğer bütün teknolojilerden farklı olarak, hammaddesi insan olan bir olgudur. Kimse İnternet’e bağlanmazsa bu teknoloji de yok olur.
Dolaysıyla bizim işimiz teknoloji gibi görünse de iyi bir netizen, insanla ve insanla ilgisi olan herşeyle yakından ilgili olmalıdır. Bunu bir yaşama felsefesi olarak kabul etmek, gelecek teknolojilere uyum sağlamak açısından büyük avantajlar sağlayacaktır.
Bu yazıyı size Ankara’dan yazıyorum. Türk Telekom yetkilileri ile görüşmek için bu şehre geldim. Her ne kadar bir takım görüşmelerim ertelense de bu arada interneti telefon hattı üzerinden kullanan insanların en büyük sorunu olan bağlantı numaraları yani pop konusunda bazı bilgiler de edindim.
Öncelikle lokal numara gibi görünen 200’le başlayan 7 haneli numaraların tarifesi 822 ‘li numaralarla aynı imiş. Eğer uzun zamandır bağlandığınız numara, şu aralar bağlanmıyorsa, muhtemelen pop numaranız yanlışdır. Bunu düzeltmek için ttnet’in web sitesinden servis sağlayıcınızın numarasını bulun. Kullanıcı isminizin sonuna @ işareti koyarak hiç boşluk vermeden servis sağlayıcınızın ismini yazın. Bağlandığınızı göreceksiniz.
Gelelim bir diğer önemli gündeme. Hayır bu gündem Cumhurbaşkanlığı seçimleri değil. Biz bilgisayarcıların geleneksel virüsü CIH. Gerçi bu yazıyı huzurla okuyabiliyorsanız, bu sorundan kurtulmuşsunuz demektir. Ama sakın rahatlamayın her ay bu virüsün değişik bir versiyonunun karşınıza çıkma ihtimali var. Bundan kurtulmak için anti-virüs programları yüklemeye özen gösterin. Size yollanan dosyalara dikkat edin. Eskiden olsa dosya yerine program derdim ama artik word makrolari da dahil birçok yerden değişik virüsler ile karşılaşabiliyoruz.
Bu hafta gündem bu kadar. Bu sayıyı tanışmaya ayırdım ama bilin ki size daha iyi bilgiler ulaştırabilmek için her hafta önemli bulduğumuz bir konuyu bu dergide sizinle payaşacağız. Bu hepimiz için mutluluk verici olacak. Umarım siz de e-maillerinizle beni yalnız bırakmaz değişik konulardaki görüş, öneri ve isteklerinizi bildirirsiniz.
Hepinizin geri dönüşlerini bekliyorum. Zira biz internetciler geri dönüşümsüz platformlardan pek hoşlanmayız..
Netleşmek üzere.